Aslında bütün kurumlara; resmi ya da sivil fark etmez süre sınırlaması getirilmeli...
Görev aşkı ile yanıp tutuşanlar "ateşleriyle altlarındaki koltuğu da" yakmamalı.
En tepeden en alta kadar "koltuk sevdasını" ülkemizin her köşesinde maalesef görüyoruz. "Bir daha asla yapmam" teranesi ile koltuklara talip olanlar neredeyse o koltukları öldüklerinde mezarlarına götürecekler.
Her seçim öncesi "bir dönem daha yapıp kesin bırakacağım" diyenler aynı sözü bir sonraki seçim öncesinde de söylüyorlar.
Hadi bunlar Ankara siyasetinde normal.
Çünkü ülkenin gerçekten iç ve dış sırlarını biliyor ve bununla ilgili yapılması gerekenleri tecrübe ile yapmak istiyorlar.
Peki ya kasaba veya İlçe düzeyinde bile sivil toplum kuruluşlarına hakim olanlara ne demeli?..
Oysa gençlere artık söz hakkı tanınmalı ve onların önünü açıp sonuna kadar destek vermeli.
Güçlü kuruluş berrak beyinlerle oluşur.
Teknolojiye ayak uydurmuş, ufku geniş, vizyon sahibi yönetimler idare ettikleri kurum ve kuruluşları geleceğe daha güvenli ulaştırırlar.
Günlük programımızı bile artık "yapay zekanın" oluşturduğu bir dönemde yaşıyoruz.
O nedenle "kuruluşlara yön verecek yönetimlerin" dünyayı ve ülkeyi takip edecek bir potansiyele sahip olması gerekir.
Üyelerinin, yani temsil ettikleri kitlenin ihtiyaçlarını günü gününe belirleyip; çözüm belirleyecek ve çare üretecek bir anlayışa sahip olunması illaki gereklidir.
Bugün Bolvadin'in geri kaldığı tüm konularda "eğri takkalıların" imzası vardır.
Sırf etkinliklerinin devam etmesi ve statikonun korunması için kurum ve kuruluşlarda gerekli düzenlemeyi yaparlar ve hakimiyetlerini sürdürürler.
Keşke 40-50 sene önce de gençlere fırsat tanınsa ve statikocular önemli konumlardan uzak tutsalardı.
Allah'a emanet olunuz.
